Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sen Bilemezsin!

''Sen bilemezsin geceyi.. 
Geceleri sokak lambaları altında oturan yalnızlıkları.. 
Kaç gece sana dağlardan şarkılarını yolladı rüzgarlarla..? 
Sen, kaç geceye dost oldun.. Kaç saat dayanabildin .. 
Kıvrıldığın yerde uykuya mı daldın hep...? 
Sen bilemezsin yalnızlığı... 
Hiç ses duymadığın bir yalnızlık yasadın mı? 
Sen kaç yalnızlığa dost oldun.. 
Kaç saat dayanabildin ona.. 
Yüzüne kaç kapı kapayıp kaçtın yalnızlıkların...? 
Sen bilemezsin ağlamayı... 
Gözlerin dolduğu anları ağlamaktan mı sayıyorsun hala? 
Sen, kaç kez bir basına ağladın.. 
Kaç saat dayanabildin gözyaşlarına.. 
Ellerinle yüzünü kapatıp, kendinden mi sakladın hıçkırıklarını...? Sen bilemezsin içmeyi... 
Şişenin dibini bulduğun an midir sana göre içmek..? 
Sen kaç kez, şarap tadında buruk şarkılar söyledin.. 
Kaç saat dayanabildin sarhoşluğuna.. 
Kadehini aklındakilerle mi yoksa yüreğindekilerle mi içtin...? 
Sen bilmezsin sevgiyi... 
Sevgi dediğin sadece seni sevenleri mi sevmek? 
Kaç vakit ayırabildin sevmeye.. 
Sadece severek …
Tamam gelme!

Ben de başka bir "hikaye"bulurum kendime,

Sen gibi olmasa da... 

O'nu da başka severim.

İnkar etmem varlığını,

Bende meşgul ettiğin yeri kopartır,"eksik yaşarım"

Bir daha aynı yerden kimseyi sevemem...

Balım ve Agâh...

Kızlarım, oğullarım var gelecekte..
Her biri vazgeçilmez cihan parçası..
Kaç bin yıllık hasretimin koncası..
Gözlerinden, gözlerinden öperim!
Bir umudum sende: ANLIYOR MUSUN?



Ayrılmayalım...

Her akşam yattığında, dört duvarın arasında.. Sessiz sessiz ağlarsın; yalnızlığın koynunda! Acı veren bu günleri unutursun zamanla.. Kötü gider, güzel kalır; yaraların kuruyunca! İşte o an dudakların susar, dinler kalbini.. Birer birer yakarsın aynalarda kendini! Gel dönelim kıyısından, cehennemin kapısından.. Henüz daha uçmadan uçurumdan, uçurumdan.. Ayrılmayalım... Yol yakınken dönelim sevgilim! Ayrılmayalım... Yol yakınken, yol yakınken dönelim...

Ahir Zamanlar...

Her yere izler bırakıyorum:
Olur da bir an; ''beni hala düşünüyor mu?'' diye düşündüğünde, aklına gelen ilk yere baktığında bile, yaptığımın düşünmekten öte olduğunu görebil diye...
Hangi zaman aralığında,
Hangi renkte bulursun beni bilmiyorum!
Ahir zamanlarda bekliyorum...

Tanrı bizi sorduğunda; ben sessiz kalacağım...

Yarın çok geç olacak. 
Bugün henüz, henüz erken. 
Büyüdükçe güzelliğini kaybeden her şey gibi; 
Sen de, ben de kaybedeceğiz. 

Yarın çok geç olacak. 
Bugün henüz, henüz erken.
Büyüdükçe masumiyetini yitiren herkes gibi; 
Sen de, ben de yitireceğiz.. 

Sen yağmurları sevdiğinde; ben vazgeçmiş olacağım.
Bu şehir ismimizi bildiğinde; ben gitmiş olacağım.
Al elimi koy kalbine, seni son kez duyacağım.
Tanrı bizi sorduğunda; ben sessiz kalacağım..


Unuttun mu?

Parmak uçlarımda yürütüyorum şüpheyi:
Sen uyanmayasın diye!
Benim gözlerimdense bembeyaz bir uyku akıyor:
Kömür, katran gecelerime... Yüreklere cevabı mahşer sorularla yöneliyorum: Silinmeyen bilinmeze, Bilinmeyen silinmeze...

soğuk odalar...

Durdu zaman bir şey diyemedim
Gitmek istedin ve gittin
Aynı gökyüzünde,ayrıydı güneşin
Söyle bari iyi misin
Burası soğuk soğuk odalar
Yoksun neye yarar
Örtünsem kat kat yorganlar aman
Soğuk soğuk olanlar
Vurdum dibe kadar
Halimden yalnız uyuyanlar anlar
Soğuk,soğuk odalar
Yoksun neye yarar
Örtünsem kat kat yorganlar aman
soğuk soğuk olanlar
Vurdum dibe kadar
Halimden yalnız uyuyanlar anlar

Mohsen Namjoo Nobahari (Farsça)

Olur da olamazsam buralarda, yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum, Uyumak.. Yüzyıllarca uyumak..
İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım Bu yolları yan yana yürümekten yanayım..
Erguvanlar açmaya başladı. Mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri, Kokuna bir isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim.
Geldiğinde bir masada kahvemizi yudumlayıp, heyecanla dedikodu yapacağız, Sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim..
Biraz sessizlik olacak sonra sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın.
Cümlelerim topallayacak, Ağır aksak kelimelerle soracağım; Nasılsın? Nasılsın derken bile iyi olmana dualar ediyor olacağım..
Hiçbir sözümüz umutsuzluk taşımayacak, İnanacağız, inandıracağız; yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine.
Herkesin unuttuğu küçük bir çocuğa gülümseyerek, insanların koşarak geçerken fark etmediği selpakçı amcanın gülüşüne karşılık vererek..
Ve bırakarak bu dünyanın tüm kandırmacılarını kendimize insanca bir yol çizeceğiz! Gelmek isteyen ardımıza …

Bulanık...

Dicle bulanıktı yine ben dokunurken gözlerimle!
Eğildim, bıraktım kafamın içindekilerini...
Aktı bulanık suya duman...
Karıştı, gitti...
Daha da bir bulanıklaştı sanki Dicle!
Beklemedi, koştu Ongözlü'ye anlatmaya!
Seslendiler arkamdan: ''Unut'' diye!
Duymamazlıktan geldim...

Artık gizli sevdiğimsin...

Ben değil aslında benden ayrı bir ben yanar...

''Ben aslında...'' ile başlayan her cümlenin ''ama''  ile devam etmek zorunda olduğu bulanık günlerdi!
Anlaşılamamaktan nefes alamadığım gri renkteki günler...
Gelirken aklımda ''gitmek'' olmadığından, sandalımı sevdamı ısıtmak için yakmıştım!
Dayanılmaz geliyordu sırt dönmeler...
Müthiş acı veriyordu yok sayılmalar...
Bir akşam üstü düşünmeden attım kendimi denize, çıktım yola;
İki valizim ve gitarımla...
Sevdamdan uzaklara kulaç attım!
Sevdam basitleşiyordu; ben dayanamıyordum! Kaçtım...
Varabilecek miydim?
Önemi yoktu: Çünkü bir yere yetişmiyordum...
''O'' na sorarsan terk ettim!!!
Ama ben sadece anlaşılmak istedim...