7 Aralık 2012 Cuma

Beni Biraz Anlasaydın...

 
 

                                                                  Beni biraz anlasaydın;


Darılmazdık
Bana biraz katlansaydın
Ayrılmazdık

Böyle mi tanıdın
Böyle mi anladın
Yıllardan beri beni
Kolay mı ayrılık

Unutmak veda etmek
Terk etmek seni
Ömrünce ızdırap
Ömrünce bin çile

Çekmek istemiyorsan
Son bir defa daha
Dinleyip de öyle git
Sevdiğim beni

Hala seni seviyorum
Mutluluğum diyorum
Ayrılık zor biliyorum

4 Aralık 2012 Salı

gel!!!

Gel seninle bir kez daha ağlayalım. Yaşanmışlara, yaşanmamışlara, bir de hiç yaşanmayacaklara...





22 Ekim 2012 Pazartesi

aklım başka, bedenim başka yerde...

Farzet ki, yazdıklarımı anlayabildin..
Ya anlayamadıkların ?
Ya yazıp da sildiklerim ?
Ya yazamadıklarım ???

3 Ekim 2012 Çarşamba

30 Eylül 2012 Pazar

mutlu yıllar...


Benim için siler misin geceyi gökyüzünden
Benim için tutar mısın kendi ellerinden
Benim için okşar mısın saçının her telini
Kendin için yakar mısın mumları bu gece
Mutlu yıllar mutlu yıllar sevgilim
Sensiz kutlar bu gece tüm aşıklar
Çok yalnızlar ellerinde yıldızlar
Bekliyorlar bizim için bir şarkı çal
Mutlu yıllar mutlu yıllar sevgilim
Sensiz kutlar bu gece tüm aşıklar
Çok yalnızlar kalplerinde umutlar
Bekliyorlar bizim için bir şarkı çal
Sessizliğin içindeyim
Çok karanlık bir yerdeyim
Uzatma ellerini
Korkuyorum derindeyim
Nefesim biter sesim yetmez

Çıkmaz sana yollar
Güneş doğar güneş batar
Kayıp bize yıllar
Şarkı susar gün yine başlar
Kim bilir bir gün güneş yine bizim için doğar
Mutlu yıllar mutlu yıllar sevgilim
Sensiz kutlar bu gece tüm aşıklar
Çok yalnızlar ellerinde yıldızlar
Bekliyorlar bizim için bir şarkı çal
Mutlu yıllar mutlu yıllar sevgilim
Sensiz kutlar bu gece tüm aşıklar
Çok yalnızlar kalplerinde umutlar
Bekliyorlar bizim için bir şarkı çal

29 Eylül 2012 Cumartesi

sab'r

Vakit hızla ilerliyor. Penceremde sonbaharın serin nefesini ciğerlerime çekerken gözlerim bir refleksle kapanıyor. Geçmiş rehin alıyor beni! Şimdiki zamanla kendimi 'ben' hissettiğim zaman arasında can çekişiyor ruhum... Korkuyorum ve tekrar açıyorum gözlerimi; göremesem de güneşin bir yerleri yalayarak doğduğum toprakları aydınlatmak için  buraya doğru gümbür gümbür aktığını hissedebiliyorum! Tanrının yarattığı canlıların çoğu uyku halinde. Her biri bir diğerinin hayatına etki etmek için yaratıldığının farkında bile değil! Biri umarsızca, belki de başka birinin heyecanıyla uyurken, diğeri tüm hücrelerine kadar 'o'nunla dolu olduğu halde uykusu gelir umuduyla bir sigara daha yakıyor... Kaçış mümkün değil! O kadar kusursuzca yazılmış ki kader senaryosu; farklı coğrafyalardan kalkıp geldiğin yerde birinin fiziğini sorgularken onun kimyasına karıştığını hissettiğinde hiçbir şeyin farkında değilsindir... Halbuki o dakika orada olabilmen için binlerce rastlantının biribirini tamamlaması gerekiyor! Bir de diğer hayatı hesaba katarsak bu iki katı rastlantı demektir. Sonuç olarak yürüdüğümü hayal ettiğim o cadde 1081 kilometre uzağımda ve düşündüğüm o insan belki de başka birinin hayatına etki edeceği sabaha uyanacak... Yani rastlantı yok! Ardı arkasına yaşanmayı bekleyen zamanlar var...
 
                                                                                                   Ya sab'r!!!
                                                                                                    



 10.09.2012 03:36am
Malatya                          

12 Eylül 2012 Çarşamba

Göksel - Yalnız Kuş




                                         senin gökyüzünde benim yerim yoktu,
                                      kuru dallarında kanatlarım kırılıp koptu...

9 Ağustos 2012 Perşembe

kimdi giden kimdi kalan?

Kimdi giden, kimdi kalan
Giden mi suçludur her zaman
Ne zaman başlar ayrılıklar        

Aşklar biter ne zaman

Her geçen gün bir parça daha
Aldı götürdü bizden
Aynı kalmıyordu hiçbir şey
Değişiyordu her şey kendiliğinden


Artık çözülmüştü ellerimiz
Artık bölünmüştü yüreğimiz
Birimiz söylemeliydi bunu
Ötekini incitmeden

Kimdi giden, kimdi kalan
Aslında giden değil
Kalandır terkeden
Giden de bu yüzden gitmiştir zaten

bir bilseydin...




çektin gittin ne diyebilirim?
sen de sevdin buna da eminim!!!

25 Temmuz 2012 Çarşamba

doğum günü_



Bir yenisi daha eklendi; iyi yada kötü, huzurlu yada ıslak, sıcak yada eksik, bana ait; 60'lar, 24'ler, 7'ler, 52'ler, 365'ler...
Ve en çekilmez olan son  6 saat...
Evet bana ait tam 27 yıl!
Doğum günüm kutlu olsun...          
                              
                                                         

                                                                                                                                         MALATYA

12 Haziran 2012 Salı

seven bilir...


Yine sonu gelmeyen bir gece...
Yine bitmeyen bir sensizlik...
Yıldızlara sor onlar şahit: 
Sevenler gece ölür bunu çeken bilir... 
Ben bilirim, ben!


11 Haziran 2012 Pazartesi

adı ''aşk'' bu eziyetin...


Hedef olup vursan da 
Özenli sözlerin oklarıyla 
Süslemedim harfleri 
Adını oluşturanların dışında 
Dökmedim yüreğimi 
Kimsenin gözlerine 
Ey aşk beni yağmala 
Ateş et arka arkaya aşk 
Beni tara 
Bitsin hiç bir şey umrumda değil 
Dağlarım yaralarımı çabuk geçsin 
Öğrenirken hasretinle sevişmeyi 
Göz yaşlarım akabilirler özgürce 
İçimde öyle güzelsin ki
Onu kirletmeyeceğim seninle 


10 Haziran 2012 Pazar

7 Haziran 2012 Perşembe

Gam Tozu


Şah damarım attıkça yaşını silerim çeşmin, solar hayat resmin... 
Umut nerdesin,yine bittin, nerelere gittin ben seni göremeden? 


2 Haziran 2012 Cumartesi

sarhoş yakamoz



Görmemem mi lazım ? 
Derin ki bu yara kalbim nasıl kapansın ? 
Can mı lazım? 
O da gitti ki zaten altı üstü kalsın 
Sevmemem mi lazım ? 
Gelsin de dilim bunu kalbime bir anlatsın...


17 Mayıs 2012 Perşembe

Gitmek...

Bazen gitmek gerekirmiş,
Sevgilinin dudağından " GİT " düşmeden önce,
Düşmemek için gözünden de...




10 Mayıs 2012 Perşembe

Bugün...






Bugün resmine dokundum ben ,
Öptüm yine yine.
Zaman ağır ol henüz erken,
Demek için güle güle.
Sesini özledim ,
Özledim çok.
Haberim yok ,
Durmuş dünya niye
Seninle birlikte kaybolanları,
Arıyorum başka şeylerde.
Aşk şarkısı değil bu, geldi içimden .
Gülümse bir kez benim için eğer duyuyorsan.
Nehrim ol gel ak yine,
Kelebek ol gel uç yine ,
Çiçeğim ol gel aç yine,
Rüzgar ol..


6 Mayıs 2012 Pazar

Yarım...

Gülmeyi Gazipaşada'da bıraktım, coşkuyu Ziyapaşa'da, aşkı Barajyolun'da .. 


Taşköprü kadar yorgun, Tepebag kadar yıkık, Kiremithane kadar belalı, 


Otogar kadar vedalara alışık, Çakmak caddesi kadar kalabalık, Adana gibiyim yani ; 


Uzaktan ışıl ışıl ama aslında yorgun ve her şeye rağmen Büyüksaat gibi dimdik ayakta..



30 Nisan 2012 Pazartesi

Sen Bilemezsin!

''Sen bilemezsin geceyi.. 
Geceleri sokak lambaları altında oturan yalnızlıkları.. 
Kaç gece sana dağlardan şarkılarını yolladı rüzgarlarla..? 
Sen, kaç geceye dost oldun.. Kaç saat dayanabildin .. 
Kıvrıldığın yerde uykuya mı daldın hep...? 
Sen bilemezsin yalnızlığı... 
Hiç ses duymadığın bir yalnızlık yasadın mı? 
Sen kaç yalnızlığa dost oldun.. 
Kaç saat dayanabildin ona.. 
Yüzüne kaç kapı kapayıp kaçtın yalnızlıkların...? 
Sen bilemezsin ağlamayı... 
Gözlerin dolduğu anları ağlamaktan mı sayıyorsun hala? 
Sen, kaç kez bir basına ağladın.. 
Kaç saat dayanabildin gözyaşlarına.. 
Ellerinle yüzünü kapatıp, kendinden mi sakladın hıçkırıklarını...? Sen bilemezsin içmeyi... 
Şişenin dibini bulduğun an midir sana göre içmek..? 
Sen kaç kez, şarap tadında buruk şarkılar söyledin.. 
Kaç saat dayanabildin sarhoşluğuna.. 
Kadehini aklındakilerle mi yoksa yüreğindekilerle mi içtin...? 
Sen bilmezsin sevgiyi... 
Sevgi dediğin sadece seni sevenleri mi sevmek? 
Kaç vakit ayırabildin sevmeye.. 
Sadece severek kaç vakit dayanabildin.. 
İçinde öldürdüğün sevgilerin sahipleri nerede! 
Kaç kalpten ceketini alıp cıktın şimdiye dek...? ''


17 Nisan 2012 Salı


Tamam gelme!

Ben de başka bir "hikaye"bulurum kendime,

Sen gibi olmasa da... 

O'nu da başka severim.

İnkar etmem varlığını,

Bende meşgul ettiğin yeri kopartır,"eksik yaşarım"

Bir daha aynı yerden kimseyi sevemem...


12 Nisan 2012 Perşembe

Balım ve Agâh...

Kızlarım, oğullarım var gelecekte..
Her biri vazgeçilmez cihan parçası..
Kaç bin yıllık hasretimin koncası..
Gözlerinden, gözlerinden öperim!
Bir umudum sende: ANLIYOR MUSUN?



Ayrılmayalım...



Her akşam yattığında, dört duvarın arasında..
Sessiz sessiz ağlarsın; yalnızlığın koynunda!
Acı veren bu günleri unutursun zamanla..
Kötü gider, güzel kalır; yaraların kuruyunca!
İşte o an dudakların susar, dinler kalbini..
Birer birer yakarsın aynalarda kendini!
Gel dönelim kıyısından, cehennemin kapısından..
Henüz daha uçmadan uçurumdan, uçurumdan..
Ayrılmayalım... Yol yakınken dönelim sevgilim!
Ayrılmayalım... Yol yakınken, yol yakınken dönelim...

Ahir Zamanlar...

Her yere izler bırakıyorum:
Olur da bir an; ''beni hala düşünüyor mu?'' diye düşündüğünde, aklına gelen ilk yere baktığında bile, yaptığımın düşünmekten öte olduğunu görebil diye...
Hangi zaman aralığında,
Hangi renkte bulursun beni bilmiyorum!
Ahir zamanlarda bekliyorum...

8 Nisan 2012 Pazar

7 Nisan 2012 Cumartesi

Tanrı bizi sorduğunda; ben sessiz kalacağım...

Yarın çok geç olacak. 
Bugün henüz, henüz erken. 
Büyüdükçe güzelliğini kaybeden her şey gibi; 
Sen de, ben de kaybedeceğiz. 

Yarın çok geç olacak. 
Bugün henüz, henüz erken.
Büyüdükçe masumiyetini yitiren herkes gibi; 
Sen de, ben de yitireceğiz.. 

Sen yağmurları sevdiğinde; ben vazgeçmiş olacağım.
Bu şehir ismimizi bildiğinde; ben gitmiş olacağım.
Al elimi koy kalbine, seni son kez duyacağım.
Tanrı bizi sorduğunda; ben sessiz kalacağım..


6 Nisan 2012 Cuma

Unuttun mu?

Parmak uçlarımda yürütüyorum şüpheyi:
Sen uyanmayasın diye!
Benim gözlerimdense bembeyaz bir uyku akıyor:
Kömür, katran gecelerime...
Yüreklere cevabı mahşer sorularla yöneliyorum:
Silinmeyen bilinmeze,
Bilinmeyen silinmeze...

soğuk odalar...


Durdu zaman bir şey diyemedim
Gitmek istedin ve gittin
Aynı gökyüzünde,ayrıydı güneşin
Söyle bari iyi misin
Burası soğuk soğuk odalar
Yoksun neye yarar
Örtünsem kat kat yorganlar aman
Soğuk soğuk olanlar
Vurdum dibe kadar
Halimden yalnız uyuyanlar anlar
Soğuk,soğuk odalar
Yoksun neye yarar
Örtünsem kat kat yorganlar aman
soğuk soğuk olanlar
Vurdum dibe kadar
Halimden yalnız uyuyanlar anlar

5 Nisan 2012 Perşembe

Mohsen Namjoo Nobahari (Farsça)



Olur da olamazsam buralarda, yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum, Uyumak.. Yüzyıllarca uyumak..
İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım Bu yolları yan yana yürümekten yanayım..
Erguvanlar açmaya başladı. Mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri, Kokuna bir isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim.
Geldiğinde bir masada kahvemizi yudumlayıp, heyecanla dedikodu yapacağız, Sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim..
Biraz sessizlik olacak sonra sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın.
Cümlelerim topallayacak, Ağır aksak kelimelerle soracağım; Nasılsın? Nasılsın derken bile iyi olmana dualar ediyor olacağım..
Hiçbir sözümüz umutsuzluk taşımayacak, İnanacağız, inandıracağız; yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine.
Herkesin unuttuğu küçük bir çocuğa gülümseyerek, insanların koşarak geçerken fark etmediği selpakçı amcanın gülüşüne karşılık vererek..
Ve bırakarak bu dünyanın tüm kandırmacılarını kendimize insanca bir yol çizeceğiz! Gelmek isteyen ardımıza düşecek..
Gel ! Orada mutlu olduğunu biliyorum ama inan bencilce değil bu isteğim.
Birgün hiç gelmemeye karar vererek gidersen,bavulumu hazırladım geçmişi koymadım içine,adı ‘ geçmiş’ olacak gelecekleri beraber yaşayalım diye !
Gitme ! Seni şah damarıma sakladım. Adım atarsan yırtılır derim, kanar dizlerim. Ölürüm.Bir daha ayrılığı kaldıramam. Yüküm ağır !
Susma ! Kelimelerin senin ayak izlerin. Nereye gittiğini bulamazsa ölür benim ellerim !
Seni Seviyorum ...



Bulanık...

Dicle bulanıktı yine ben dokunurken gözlerimle!
Eğildim, bıraktım kafamın içindekilerini...
Aktı bulanık suya duman...
Karıştı, gitti...
Daha da bir bulanıklaştı sanki Dicle!
Beklemedi, koştu Ongözlü'ye anlatmaya!
Seslendiler arkamdan: ''Unut'' diye!
Duymamazlıktan geldim...

3 Nisan 2012 Salı

Ben değil aslında benden ayrı bir ben yanar...

''Ben aslında...'' ile başlayan her cümlenin ''ama''  ile devam etmek zorunda olduğu bulanık günlerdi!
Anlaşılamamaktan nefes alamadığım gri renkteki günler...
Gelirken aklımda ''gitmek'' olmadığından, sandalımı sevdamı ısıtmak için yakmıştım!
Dayanılmaz geliyordu sırt dönmeler...
Müthiş acı veriyordu yok sayılmalar...
Bir akşam üstü düşünmeden attım kendimi denize, çıktım yola;
İki valizim ve gitarımla...
Sevdamdan uzaklara kulaç attım!
Sevdam basitleşiyordu; ben dayanamıyordum! Kaçtım...
Varabilecek miydim?
Önemi yoktu: Çünkü bir yere yetişmiyordum...
''O'' na sorarsan terk ettim!!!
Ama ben sadece anlaşılmak istedim...


30 Mart 2012 Cuma

Merhaba Amed...


"Kekik kokusu duydum! 
Kekik kokusu, koynunda huysuz gecenin! 
Uyandım birdenbire...
Haydi dedim yüreğim gidelim bu şehirden... 
Bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden! 
Yorgunum; 
Çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı var... 
Yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğun tadına 
düşmanlarım ulaşamazlar..."




29 Mart 2012 Perşembe

Bir çıkmaz sevdadayım; çekip vuranım yok..




Çektiğim acıların demindeyim bu akşam..
Pişman desem değilim!
Bir harmanım bu akşam..

Beklenen sabah...

Bir sabah yalnız uyanınca duymayacaksın o sesi başucunda!
Bir sabah olup uyanınca anlayacaksın dört duvar arasında!
Eninde sonunda yalnızsın... Yalnız kalacaksın...
Kalbindeki çiçekler kuruyup, dökülecekler...
Eninde sonunda yalnızsın, yalnız kalacaksın...
Yüzündeki baharlar sararıp, solacaklar!
Ahh! Kalbim bir ıslak kelebek...
Nasıl da uçuyor sana, nasıl da duymuyor beni...
Eninde sonunda zaman bir çocuğun 'katili'...
Nasıl da geçiyor ama, nasıl da silmiyor seni içimden, dışımdan...
Hayat yalanın ta kendisi, nasıl da dönüyor dünya, nasıl da vermiyor geri...
Elimde yüzümde 'yalan bir masal'ın izleri...
Nasıl inanıp sana, nasıl da ölüyor yine!
Kalbim bir ıslak kelebek;
Nasıl inanıp sana, nasıl da ölüyor yine...

...ve bir sabah yalnızlığın soğuk kollarında, tarifi mümkün olamayan, anlatamadığın bir rüyadan sen yapayalnız uyandığında, güneş eskisi gibi öpüp seni, kirpiklerinde parlamadığında ve temizleyemediğinde artık yağmurlar kalbini ve affedemediğinde artık tanrı bizi, sevmediğinde, konuşmadığında biz hangi şarkıyla uyuyacağız çocuk...?


28 Mart 2012 Çarşamba

Veremem sana acımı: Kirlenir dünya...

Bazen çok anlamsız geliyor yaşananlar.. 
Bu kadar acıtması aptalca gibi.. 
Sanki başından belliymiş de sonu ama, ''ben yaşayarak görecekmişim'' gibi tanıdık geliyor..
Bazen de öyle rüyalardan fırlatıp atıyor ki dünyaya; sanki seni şimdi öldürmüşüm gibi bulanık geliyor..
Bu kadar acıtması aptalca..... 


Sözcüklerim bulur aşığın ateşini, 
Yıkar gider beni; ölüm gibi.. 
Bakışların deler içimdekileri.. 
Kaldırıp atar beni ceset gibi.. 
Arayıp bulmak neyi değiştirir? 
Karşımda duruyor suretin!

27 Mart 2012 Salı

Hiçbir sevişmek yaşamışlığımsın...

Sen benim hiç bir şeyimsin 
Yazdıklarımdan çok daha az 
Hiç kimse misin bilmem ki nesin 
Lüzumundan fazla beyaz 
Sen benim hiçbir şeyimsin 
Varlığın anlaşılmaz 
Galiba eski liman üzerindesin 
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak 
Dudaklarınla cama çizdiğin 
En fazla sonbahar otellerinde 
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak 
Yalnızlığı öldüresiye çirkin 
Sabaha karşı öldüresiye korkak 
Kulağı çabucak telefon zillerinde 
Sen benim hiçbir şeyimsin 
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım 
Henüz boş bir roman sahifesinde 
Hiç kimse misin bilmem ki nesin 
Ne çok çığlıkların silemediği 
Zaten yok bir tren penceresinde 
Sen benim hiçbir şeyimsin 
Yabancı bir şarkı gibi yarım 
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak 
Hiç kimse misin bilmem ki nesin 
Uykum arasında çağırdığım 
Çocukluk sesimle ağlayarak 
Sen benim hiçbir şeyimsin. 


26 Mart 2012 Pazartesi

sessizlik olmalı!

                                                                                                                                 
Bu yorgun sokakları adımlayıp yürüyorsun.
Yarım kalan o mektubu buruşturup atıyorsun..
Çok sevdiğin o şarkıyı fısıldayıp söylüyorsun.. 
Ellerini ellerine tutuşturup üşüyorsun..
Sen ağlarsan, ben ağlarım..
Sen susarsan, ben susarım..
Kalbini alır, alır zaman!
Sen gidersen ben kalırım..
Sen ağlarsan, ben ağlarım..
Sen susarsan, ben susarım..
Ellerini alır, alır zaman!
Sen gidersen, ben kalırım..
Eriyen kar gibiyim:
Ellerinde...

Çaresizlik!!!

Çaresizlik... Beynin olmak isteyip de bedeninin gidemediği o meşhur yer... Evet bir yer çaresizlik! Bir duygu değil!!! Hem de öyle ütopik, daha önce gidilmemiş yerler de değil... Bizzat yaşanmışlıklarla dolu mekanlar.  Bazen bir 3. kat apartman dairesinin, küçük balkonlu odası... Bazen de adına 'Selekler' dedikleri bir caddenin kaldırım taşları...Bilmeyen biri için ne kadar anlamsızsa benim için o kadar kutsal. Çünkü bu benim çaresizliğim! Ve sadece benim hayaletim geziniyordur oralarda...

25 Mart 2012 Pazar

Denizden çok uzakta...

Ellerim bir kaşığın yörüngesinde, geç doğmuş çocuk acemiliğinde...



Gönülün yaptığı göz görmeyince katlanmak değilmiş. Sadece en güçlü silahını kullanıyormuş: Alışmak... Anne babası ayrı büyüyen çocuk psikolojisine eş değer sakat bir ruh hali bırakıp gidiyormuş yoluna 'alışmak'!!! Düşünmemek elde değil: 'Gerçekten her şeye alışabilir mi bu enkaz?' Uç noktalarda gezecek olursak HAYALİNİ BAŞKA BİRİSİNİN YAŞAMASINA da alışabilir mi acaba bu kül yığını? Belki bunu denememek içindir; düşüncemin olmak istediği yerde değil de çok uzak başka bir yerde oluşum.. Gözlerim, hayallerimi bir başkasının yaşamasına alışmasın diye, sakat bir ruh haliyle denizden çok uzaktayım! Düşüncem bir yerde, bedenim başka bir yerde.. 


24 Mart 2012 Cumartesi

Durdu zaman!

...ve sen daha demincek, yıllar da geçse demincek,
bıçaklanmış dal gibi ayrı düştüğüm;

ömrümün sebebi, ustam, sevgilim...

son tren: 23:15

İkimizde acemi birer aşıktık o zamanlar..
Sen yollarda eski bir aşka ağlıyordun,
Bense kendimi usta sanıyordum bu işlerde..
Ve yağmur gibi akıp giden yıllardan,
Geriye ne kaldığını bilmiyordum; seni tanıyana kadar!
Ama farkındaydım yinede;
Ne zaman seninle olsam,
Tanıdık bir kuş cıvıltısıyla uyanırdım her sabah..
Şimdiyse kırılgan mektuplar yazıyorum;
Hangi adrese göndereceğimi bile bilmeden!!!
Malumun olsun ben sende ülkemi sevdim,
Hüzün dolu yağmurlarla taşan boynu bükük nehirleri..
Ben sende yolları sevdim;
Dallarına hiçbir kuşun konmaya bile yanaşmadığı ağaçlarla kaplı yolları..
İkimizde acemi birer aşıktık aslında:
Ne yapacağımızı bilmeden serseri dolaşırdık yollarda!!! 


Aynı daldaydık.. Düştük ayrıldık..

Tam yüzyıl,
Tam yüzyıl oldu yüzünü görmeyeli...
Gözlerin içimde durmayalı...
Dokunmayalı sıcaklığına karnının! 
Tam yüzyıldır bekler beni bu şehirde bir kadın...
Aynı daldaydık,
Aynı daldaydık,
Aynı daldan düştük ayrıldık...
Aramızda yüzyıllık zaman;
Yol yüzyıllık!!!

23 Mart 2012 Cuma

mutlaka geziniyordur o köprünün altında hayaletim...

Yeryüzündeki acıların hepsini, hepsini tattım; heder oldum!
Ekmeğime tütün kattım, beni milyon kere yaktılar üstüste..
Bir anka kuşu gibi anne, bir anka kuşu gibi;
Kendimi külümden yarattım!!!

Prometus'tum; çiviyle çakılırken taşlara,ciğerimi kartallara yedirdim..  
Spartacus'tüm; köleliğin çığlığında, aslanlara yem oldum tükendim.. 
Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum.. 
Kerbela çölünde Hüseyin.. 
Zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan.. 
Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu? 
Tanrılardan ateş çaldım, yüzyıllarca tutuştum..
Üstüste yandım; bir anka kuşu gibi anne!
Bir anka kuşu gibi; kendimi külümden yarattım!!!


22 Mart 2012 Perşembe

belki gitmek gerekir...

bir kararın arifesinde kendi dünyamı kurmaya çalışırken hüzünlüyüm 
dünyanın bütün ölümelri niyetine sevdamı aldattım sevmelerimin adını herbir mezar taşına 
göz yaşlırımı insanlara bıraktım kayıplarda köşe kapmaca oynadım 
bazen hüznü kayacıklığının çıplaklığını sarmalar 
yedi dağın çiçeginden koklardım ay şiir yıldızları yakar 
kazanmadan yitirdiğim canım geceleri yazardım puştuna sevdalara kibrit çöpü oldum ihatene puştluğa mührünü koyup imzasını atanlara selam bıraktım 
şimdi gönül derbeder harlanır merhamet tohumlarını yaktım yumak yapıp 
acılara sardım yaratan güneşin parıltısını saçlarıma yıldızları üstüme atarken 
gölgesini unutmuş neyleyim 
ezginliğin tarlasında büyüyüp kahpelikte hasat olurken 
veripte alamadıklarımı batıpta çıkamadıklarımı sayamazken 
sazım dertleri dillenir beter ederler söylenir 
hicazlar kardaşım şimdi vakit dardadır darlanır ölüm çıtırdısı 
duyanda taş bile yarılır 
şimdi dağların yari yok dalına kuş konmaz 
ırmağında durulmam 
gecenin hüznünde tutarım demini iki diz çökümü ağlayan ararım 
birazdan teneşirde yıkarlar beni 
birazdan giderim ben 
ay ışığı avucumda 
sayki karşılaşmadık 
sayki yüreğine konmadım 
sayki en büyük derdim asiliğimi haykırıpta sevda türküleri söyleyemeyişimdi